BAĞIŞ YAP GÖNÜLLÜ OL

Hukuk, darbecileri aklama değil, hesap sorma mekanizması olmalı!

28.04.2018

28 Şubat 1997’de TSK içindeki bir grup cuntacı asker ve onların sivil destekçileri tarafından “terör ve irtica tehdidi” bahane edilerek gerçekleştirilen “Postmodern” darbeyle meşru hükümet hukuka aykırı bir şekilde alaşağı edilmiştir.

Bu darbenin gerekçesi olan “terör ve irtica” bahanesi için ise bazı medyacılar, sendikacılar, işadamları, siyasetçiler, sivil ve askeri bürokratlar el ele vererek, binlerce kişi ve kurumu hukuka aykırı bir şekilde takibe almış, evlere, okullara, Kur’ân kurslarına, STK’lara vb. baskınlar yapmış, henüz haklarında hukuki bir işim dahi yapılmadan gazete ve TV’lerde mahkûm edilmiş, karakollarda kaba dayaktan işkenceye kadar birçoğu fiziki şiddete maruz bırakılmış, insanlar okullarından, işyerlerinden atılmış ve türlü iftira ve karalama kampanyalarıyla darbeye zemin hazırlanmıştır. Askeri bürokrasi içerisindeki darbecilerin siyasi, sivil bürokrat, tüccar ve sanayici, medyacı, akademisyen, sanatçı(!) vb. birçok alanda da darbeyi zinde tutacak taşeronları olmuş, yargı bürokrasisi de bugüne kadar üstlendiği “gücün sopası” olma misyonunu başarıyla yürütmüştür.

28 Şubat darbesinde her ne kadar “irtica tehdidi” bahane edilmiş olsa da gerçekte, hizmet ettikleri küresel şer odaklarının hesabına yapmış oldukları “darbe” neticesinde ülkenin bütün maddi kaynakları yağma edilmiştir. Bu süreçte farklı toplumsal dinamiklere sahip sosyal yapılar arasına kin ve nefret tohumları ekilerek, toplumsal barışı ortadan kaldırmışlardır. Bu darbeyle ülke genelinde binlerce masum insan inançlarından dolayı eğitim haklarından mahrum kalmış, çalışma özgürlükleri elinden alınmış, karakollarda, adliyelerde sahte delillerle yargılanmış ve bir kısmı halen cezaevlerinde tutulmaktadır.

28 Şubat döneminde sözde örgütler üretmek suretiyle insanlar yargı baskısı altına alınmış ve çok ağır cezalara çarptırılmışlardır. Halen daha 600 kadar insan cezaevlerinde suçsuz yere yatmaktadır.

Türk siyasal tarihinde 1960’larda başlayan darbeler sürecinde cuntacıların yargı önünde millete karşı hesap vermemiş olması cesaretlerini artırmıştır. Bu cesaretle “Bin yıl sürecek.” dedikleri 28 Şubat darbesinin bunca haksızlığa ve zulme sebep olan asker ve sivil failleri nihayet, 2011 yılında yargı önünde hesap verecek duruma gelmiştir.

Ancak, darbecilerin sadece askeri kanadının bir kısmı mahkeme önüne çıkartılabilmiş ve Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan ve tüm Türkiye halkı tarafından merakla takip edilen davada 13 Nisan 2018 tarihinde karar açıklanmıştır.

Mahkeme kararında; 103 sanıktan 68’i hakkında beraat kararı, 10 sanık hakkında zamanaşımı nedeniyle ve 4 sanık hakkında ölüm nedeniyle davanın düşürülmesine, 21 sanık hakkında ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmetmiştir. Ancak bu müebbet hapis cezası alanlara da “iyi hal”(!) indirimi uygulanarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası müebbet hapse çevrilmiş, akabinde ise sanıkların “yaş haddi ve sağlık sorunları” gerekçe gösterilerek adli kontrol hükümleri uygulanmak suretiyle bundan sonraki İstinaf ve Temyiz aşamalarında tutuksuz yargılanmalarına olanak tanınmıştır.

Gerek soruşturmanın ve yargılamanın uzaması, gerekse sanıklar hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının iyi hal(!) indirimi uygulanarak müebbet hapis cezasına çevrilmesi, bu yetmezmiş gibi tutuklama tedbiri yerine adli kontrol tedbiri uygulanması, toplum vicdanını hiçbir surette tatmin etmediği gibi, darbe geleneğine inanan kesimlere cesaret vermiştir.

Halbuki aynı yaş haddinde olan ve daha ağır sağlık sorunları bulunan 28 Şubat mağduru hükümlüler hakkında infaza devam edilmektedir.

Darbelerle yüzleşmek adına 28 Şubat davası elbette önemlidir ve bu yönüyle de olumlu karşılanmaktadır. Ancak en başından itibaren darbenin sivil ve bürokrasi ayağı ile hesaplaşılamaması ve mahkumiyetlerin vicdanları rahatlatmaması, kamuoyunun beklediği adaletin tecelli etmesini engellemiştir. 

Önemle belirtmek gerekir ki tam anlamıyla hesaplaşılamamış darbeler sonrakileri için bir zemin ve teşvik unsuru olmakta, adaletsiz kararlar mağduriyetleri arttırmakta, yeni mağduriyetlerin oluşmasına da zemin oluşturmaktadır. Hukuk devletinden beklenen; adaletin tecellisini gerçekleştirmek, suç işleyene cezai müeyyideyi uygulamak ve hakkı sahibine teslim edip mağduriyetini gidermektir.

Bu nedenle; 28 Şubat darbesinin asker, bürokrat, sivil bütün failleri cezalandırılmalıdır. Sanıklar tutuklu olarak yargılanmalıdır. Buna mukabil 28 Şubat darbesinin bütün mağdurları için “yeniden yargılama” yolu açılmalıdır!

İnsan Hakları ve Adalet Hareketi

Basın Açıklamasını İndirmek İçin Tıklayınız

Sosyal Ağlarda Paylaş

© 2017 İHAK Tüm Hakları Saklıdır.